30 Nisan 2015 Perşembe

En güzeli kendi şarkılarını söyleyip
İçinden geldiği gibi mırıldanıp
Yüreğine yaslanıp
Kendi keyfinden demlenip
Zamanla inatlaşıp
En genç yerinden uyanmalı.

26 Nisan 2015 Pazar

ÖRTÜN MÜ?

Hayatı tutun mu?
Sevgiyi içtin mi?
Yok ki gözüm çıksın
Beni çoktan gömüp üstümü örtün mü?

Güzellikler içinde uydun mu?
Mutluluk denen yolda nefesin kesilene kadar koştun mu?
Hiç kıskanmadım ki çatlayayım
Gözlerini kapatınca düşünü çaldım mı?

25 Nisan 2015 Cumartesi

PENCERE

Hayat pencerelerini açık bırak
Kuş girer belki  içeri
Kanatlarında bulursun eski bir teselli
Tutarsın
Seversinin
Öpersin
Sonra uğurlarsın güzelce
Nefesini
Kokunu
Bir tel saçını
Taşır gökyüzüne
Hayat pencerelerini açık bırak
Gelsin çocuk sesleri
Tepinişleri
Gülüşleri
Kırılacaksa camı, çerçevesi
Çocukların topu olsun sebebi
Kıyamazsın verirsin bilirim seni
Hayat pencerelerini açık bırak
Güneş süzmesi tozlarla dans etsin
Kelebekler dolsun içeri
Renklendirsinler fakirhaneyi
At sineğide girsin be
Oda hevesli
Hayat pencerelerini açık bırak
Bir yağmur tutar baharı
Deli deli bir koku
Eski hatıralar çekilir içine
Sevdalar, sevgiliden kalanlar
Kavgalar, izi kalmış yaralar
Gidenler, emanet sevişmeler
Sen sadece kokuyu çek içine
Yağmuru doldur avucunun içine
İçtikçe hatırla ve gülümse
ve gökkuşağını bekle
Hayat pencerelerini açık bırak
Belki ben geçerim pencerenin önünden
Yürürüm avare avare
Bir ısılık çalarım derinden
Bilirsin
Tanırsın
Koşarsın
Göz göze geliriz
Ben sararım sen ağlarsın
Gülüşürüz
Güleriz
Ağlayanı da güleni de daha bir çok severiz

24 Nisan 2015 Cuma

BİR ŞEYLER ANLATABİLİRDİM SANA

Bir şeyler anlatabilirdim sana
Yakılmış ozanları
Kaybolmuş mısraları
İnsan kokan yanıkları
Ölmüş erken zamanları
Bir şeyler anlatabilirdim sana
Vurulmuş çocukları
Yetim acıları
Kopup giden uçurtmaları
Ekmeğin ucundaki kurşunları
Bir şeyler anlatabilirdim sana
Delik ayakkabıları
Tekmelene tekmelene öldürülmüş muhabirleri
Manşeti çalınmış yarınları
Kırık objektifte kalan aşkları
Bir şeyler anlatabilirdim sana
Darağacında giden kahramanları
Kalemi kıran korkakları
Özgürlüğün hapsedildiği koğuşları
Yırtılmış cesur pankartları
Bir şeyler anlatabilirdim sana
Sürgündeki ölümleri
Yağmura gurbet türküsü söyleyenleri
Kurşunlanan cesetleri
Toplu mezarları
Bir şeyler anlatabilirdim sana
Baharı sabote eden karları
Kırıp geçiren salgınları
Yeni türemiş hastalıkları
Radyasyonlu çayları
Kimyasal silahları
Nükleer bombaları
Bir şeyler anlatabilirdim sana
Geri dönülemeyen zamanları
Katledilip diriltilemeyen canları
Kirletilmiş yarınları
Sona kalan pişmanlıkları

7 Nisan 2015 Salı

MEZARCI

Bugün ölüyü gömdüler
Öyle üşümüştü ki
Kar yağıyordu
Toprak emiyordu
Sonra yorganı çektiler üstüne
Su sızıyordu içine
Ruhuna gider belki de
Bugün ölüyü gömdü diriler
Kimi kazdı
Kimi daldı
Kim oturdu ağladı
Kimi dizini dövdü
Kimi toprağını övdü
Erken gitmişti, geç gitmek ayıp değil mi?
Sonra gitti diriler kaldı ölüler
Mezarcı sigarasını yaktı
Kazmasını küreğini yıkadı
Gidenlerin geleceğini çok iyi biliyordu
Malzemelerini güzel bir şekilde topladı
Bu hazırlıkların hepsi o gömülene kadardı

GÜNAHLAR ŞEHRİ

Ah günahlar şehri
Alnıma  dayadın tetiği
Esir aldın ya bedenimi
Sana çaldırdım gencecik günleri
Sana kaptırdım  en güzel sevgileri
Sana geldiğimde yeşeren bedenim
Can yakan asit yağmurlarından geçti
Kurak yazlarında susuz direndi
Tozunun dumanın sisi indi
Yağman talanın dalarımızı ezdi
Ey günahlar şehri
Derin kazıdın yaşamın izlerini
Kırık bir bavula ayrılamadım ya ayıplarım kendimi
Yenilgilerin er meydanıydın
Hep hileli ve hep yanlıydın
Kazanacakken hep darbe yaptın
Sel oldun bizi içine kattın
Çamur oldun bizi içine attın
Zor oldun kolayı yaptırmadın
Bahar olduk çiçek açtırmadın
Bayrak olduk devrim yaptırmadın
Aşk olduk kıvılcımınla kendimizi yaktık
Tüm giden dostların ahını aldın
Hepsinin bir yanını eksik bıraktın
Birer birer ihtişamlı sonlarla uğurladın
Rüzgârımızdan nem kaptın
Işıldayınca gülüşümüz ışıklarından kıskandın
Yarin dudağını öperken ayıpladın
Hey günahlar şehri
Zalimden bozma keyifçi alemci
Mezene katıp harcadın dibine kadar sıyırdın bizi
Hacamat ettin büyüttüğümüz  sevgileri
Koca obur gibi çabucak mideye indirdin
Hemen sindirdin
Doyuramadık seni
Şimdi gelir yenileri
Belki yener içinden biri seni

SEVERDİK HAYATI

Bizde severdik hayatı
Baharda yüzümüze vuran güneşi
Gölgesinde gülüştüğümüz ağacı
Üstünde tepiştiğimiz toprağı 
Ana kucağını
Sevgilinin dudağını
Çakırkeyf sarhoşlukları
Bizde severdik hayatı
Çırılçıplak ayaklarla yürüdüğümüz karı
İçinde yıkandığımız çayı
Yağmur yemiş salyangozları
Çiçek açmış dalı
Sıcacık ekmeğin dumanını
Bizde severdik hayatı
İçimizi titreten aşkı
Sobanın üstündeki çayı
Gülüp geçiren şakayı
İçinde kaybolduğumuz kitabı
Kardeş kokan masmavi sabahı
Okuldaki babacan hocayı
Dosttan gelen selamı
Bizde severdik hayatı
Güvercinin taklasını
Topladığımız dağ mantarını
Yanaklarını sıktığımız tombul çocukları
Bin bir zahmetle ektiğimiz buğdayı
Yoğurdun kaymağını
Yeni doğmuş şaşkın buzağıyı
Bizde severdik hayatı
Bir gün bıçakladılar gülün dalını
Her birimiz ayrı ayrı süsledik başkalarının vazolarını
Üç, beş gün dayandık, sonra kuruduk kaldık