Irkçılığın, faşizmin insanların paçalardan aktığı bir ülkede, bol bol
kardeşlik vurgusu yapılır. Bir ülke yurttaşlarını bir
arada tutan değerler insani değerler olmalı. Herkes bireydir, hiç kimse,
kimseden üstün değildir. Bunu önce bireyler birbirine hissettirecek ve devleti
yönetenlerden bunu talep edecek. Kardeşlik mesajlarına sığınanların bilmesi
gereken en önemli şey de; tüm dünya insanları kardeştir, kurdu, kuşu,
karıncası, güneşi, deresi hepsi kardeştir. Türk, Kürt kardeşte diğerleri kalleş
mi? Kardeşlik değil, insanlık denilmeli.
Çözüm sürecinde ve geride bıraktığımız zamanda gördük ki her yerden kirli
siyaset akıyor. Taraflar o kadar kirli politikaları içinde barındırıyor ki,
işleri kendi menfaatleri doğrultusunda yürütmek için her türlü kötülüğü yapacak
potansiyelde. Dümeni ele geçirmiş yani karar mekanizmalarında bulunan bu kirli
insanların yarattığı sistem bir ülkenin kaderini belirliyor. Önemli olana
halkların yarattığı değerlerdir. Bu ülkenin halkları öncelikle bu kirli tezgahı bozmalı. Bu
kirli sistemleri yok etmeli. Bunun temel ilkesi de bütün kimlikleri bir
kenara bırakıp insan ve insani değerlere sığınmaktır. Herkesin yaşama hakkı
olduğunu, kimsenin silah, mermi, bomba gibi kirli araçlarla ölmememsin
gerektiğin bilinmesidir. Buna sebep olan nedenleri ortadan kaldırmaktır. Gerçek
yurttaş, gerçek kardeş bu bilince ulaşana kimsedir.
Bir futbolcu olan Deniz Naki, düşüncelerinden dolayı 12 maç ceza almış.
Bu kişinin düşüncelerine katılmayabilirsiniz, düşüncelerini hiç
benimsemeyebilirsiniz ama düşüncelerinden dolayı bir futbolcuya 12 maç ceza
vermek nedir? Bur da olay “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek” öyle bir
ortam yaratalım ki insanlar hiç bir ortamda düşüncelerini söylemesin,
düşüncelerden korksun ve düşünmesin. Her ortamda kendimizi hissettirelim.
Ülkeyi şu an yönetenlerin yaratmaya yarattığı algıda bu. Her yere, her kuruma hakim olmak isteyen
ve bunu büyük ölçüde başaran bu yönetim anlayışı federasyonları da ele
geçirmiş. Futbol federasyonu; ülkenin başındakilerine yaranmak
için, bak bizde burada insanları cezalandırıyoruz, diyor. Hani okuldaki
serseri guruba katılabilmek için masun bir öğrenciyi tutup onu dövüp, o guruba
katılıp onların gücünden faydalanmaya benziyor bu durum. Kendi yarattığınız tv
kanlarında “Keşke Olmasaydı” isimli belgeseller yayımlıyordunuz; Deniz Gezmiş,
Uğur Mumcu, Ahmet Kaya gibi düşüncelerinden dolayı katledilmiş veya zulme
uğramış insanları konu alıyordunuz. Ne oldu da o günlerdeki demokratik
duruşunuza. Çünkü siz ve pazarlık yaptığınız karşı tarafta kirliydi. Ülke
halklarının mutluğu ve
huzuru için değil kendi menfaat ve rantlarınızın peşindeydiniz her zaman.
Barışı savunanların değil, “oluk oluk kan akıtalım” diyenlerin zihniyeti sizi
cezp ediyor. 12 kere top oynamasa ne olacak Deniz Naki; düşüncelerinden dolayı
şu an tutuklu olan insanların yanında, düşünceleri uğrunda sürgüne gönderilen
insanların yanında, düşüncelerinden dolayı öldürülen insanların yanında. Ama
ceza önemli değil, önemli olan vermek istediği mesaj ve içinde barındırdığı
derinlik. Bu tip cezalarla insanları kutuplaştırıp öteki kesimler yaratılmaya
çalışıyor.
· “Babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha
bir etkisi yoktur” ve “Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna
bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın,
9 yaşından büyük olması gerekir”
· “Cem evleri kırmızıçizgimizdir”
Diyen Din İşleri Başkanlığına kimse ceza vermiyor.
· Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Milletimiz için, ülkemiz için
hayırlı olsun. Yıllar yılı içeride olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı"
Diyen zamanın Başbakanı şimdinin Cumhurbaşkanına kimse ceza vermiyor.
Çıkıp olmayacak pislikte ve sapkınlıkta açıklama yapanlara da kimse ceza
vermiyor çünkü onlarda yandaş.
Her kurumda yandaş anlayış mevcut. Barış diyenleri de soruşturma açıp,
kurumdan uzaklaştırıyorlar ya da içeri alıyorlar.
Barış bildirisini okumayıp, akademisyenleri vatan haini ilan eden büyük
bir çoğunluk var.
Bırakın da denizlerin
dalgaları özgür olsun.