Evet, ölümün adı kolay bu topraklarda! Düzen acıların değil sayıların beşinde. Gün geliyor acıları yarıştırıyor. Gün geliyor gizli bir perdenin arkasında herkes birbiriyle savaştırılıyor. Aslında namlular halka dönmüştür, namluların başında kirli kan tüccarları, hedeflerinde halklar vardır ama o gizli yüzler hedeflerindeki halkı bir birine hedef ederler, bölerler, bölüştürürler, ortalığı kana bular, kaçıp, kaybolup kendine düşeni sayar, geride kalanlar ise soğuk morg odalarında acıları teşhis eder. Böyle bir ortamda, bir karıncayı bile incitmemişken, barışın türküsü dilinden düşürmemişken, gün geliyor senin kapını çalıyor acılar. Başkalarının yarattığı kirli kavgada , onların kirli oyunları, çıkarları, menfaatleri için ilk sen sırtından vuruluyorsun, onların yarattığı dibi gözükmeyen kan gölünde ilk sen boğuluyorsun. Tanınmamış ve teşhis edilememiş faili meçhul acılar kalıyor geriye. Acılar girdiği vücudu sakat bırakır, ömür boyu bu aksaklıkla yaşarsın. Herkes keni acısının bülbülü olur, öter durur dalında. Güneşli yaz günlerine simsiyah ağıtlar bıraktılar. Bu toprağın anaları bu ağıtları dillerinde bayrak yaptılar. Bu toprağın anaları,” acılarını süpürmek için açar kapılarını".
Evet, ölümün adı kolay bu topraklarda! Devran kana doymuyor, zaman ölüm doğuruyor, yürek mayın tarlası. Bütün umutlar birer birer infilak ediyor. Yorulmuş diller hep sabır diliyordu. Devlet büyükleri de herkesi metanete davet ediyor. Bazıları da kanına giren mikrop yüzünden bu acılarla besleniyordu. Nefret o denli güçlü bir ot ki, başladınmı bırakamazsın, tutkulu bir bağımlısınızdır artık. Bu otun dumanını içine çektiğin zaman ; canlılardan nefret edersin, cinsiyetlerden nefret edersin, hayvanlardan nefret edersin, sevmediğin takımı tutanlardan nefret edersin, dinlerden, inanışlardan, inanmayışlardan nefret edersin, senden olmayan her şeyden bir şekilde nefret edersin. Nefret otunu aradan çekip alamadığımız sürece, şifalı ve faydalı otlar yeşermeyecek bu topraklarda. Faşizm denen o alçağı ruhumuzda boğup öldürmediğimiz sürece acıların ardı arkası kesilmeyecek. Sevmek! Kimliksizce; din,dil, ırk, mezhep bilmeden çırılçıplak sevmek ! Evet halklar birbirini çırılçıplak sevmeli. “Tenden sual etme ten kuru tendir. “ Silaha, topa, tüfeğe verdiğimiz parayla insanların birbirini sevmesi için tedavi merkezleri açılmalı. Ülkemizde ki insanlarının çoğunun yakalandığı, insanları inim inim inleten, yataklara düşüren, o azgın bağımlılığı yani faşizm denen salgını önce durdurmalı sonra yenmek için her şeyi yapmalı. Bu bağımlılığın tedavisi bulunana kadar seferberlik ilan edilmeli. Ülkemizde son dönemde bu denli hızla yayılan bu kötü bağımlılığın önüne geçmek için bütün kaynaklar kullanılmalı. İlimden, Bilimden, Tıptan sonuna kadar faydalanmalı ve bu hastalığın üstesinden gelecek, bu hastalığın panzehirini üretecek doktorları, hekimleri acilen yetiştirmeli ki, artık kimse bu hastalıktan zehirlenmesin, ölmesin, çağımızın vebası olmaktan çıksın bu hastalık.
Evet, ölümün adı kolay bu topraklarda! Halklar birbirini çırılçıplak sevmeli ki, kan içicilerinin, silah tücarlarının, savaştan ve ölümden beslenen, yönetici ve iktidarların kirli oyunları bozulsun. Vatan onun üstünde yaşayan halklarındır. Vatanın durumuna bakıp üzerinde yaşayan halkların resmini şipşak diye hemencecik çekersiniz. Halklar birbirini çırılçıplak sevmeli ki! ölümün adı çocuk olmasın, halklar birbirini çırılçıplak sevmeli ki! ölümün adı genç olmasın, her gün mateme bulanmasın, analar kapılarını acılarını süpürmek için açmasın.
Hep bekledik, barış güvercini gelip konsun bu ülkenin o koca gövdeli ağacının dalına ama o güvercinini istemediler, kurşunladılar, sapanla vurdular, kanatlarını kırdılar, taradılar ve o güvercin o dala ulaşamadı. O güvercinler, yurdumuzun semalarında diledikleri gibi özgürce uçtukları zaman, bir barış güvercini gelir konar o çırılçıplak bedene. O barış güvercinini sevin,öpün ve özgürlüğüne doğru olanca gücünüzle uçurun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder