24 Ağustos 2015 Pazartesi

Otobüsteki Ter

Sıcak bir yaz günü. İstanbul, sıcaktan büzüşmüştü. Güneş, şehrin böğrüne böğrüne vuruyordu. Denizdeki sular, güneş ışınlarıyla dans ediyordu. Betonarme binaların, dış cephelerindeki camlar bu gidişle eriyip aşağıya akacaktı. Dışarda çalışanların ruhunu güneş çoktan ele geçirmişti. Bazıları gölgelik alanlara kaçmayı başarmıştı. İçeridekilerde klimalı odalara sığınmıştı. Kliması olmayanlarda terli terli kabuslar görüyordu.
Böyle bir günün akşamında işten çıkıp,  eve gitmek için yola koyuluyorum. Gayrettepe’den metrobüse biniyorum. Bu o kadar kolay olmuyor; eğer basketbol oynamışsanız metrobüse binerken çok faydasını görürsünüz, çünkü basketbolda rebound almak için rakip oyuncuyu box out etmelisiniz, yani rakiple, top arasına girip, potadan seken topu rakipten önce almaya çalışırsınız. Burada vücudunuzu diğer yolcuları ekarte edecek şekilde konumlandırıp, metrobüs geldiğinde kapısını tutturmak için doğru yerde durmalısınız. Oyun ve pozisyon bilginiz iyi olmalı ve bunu gerçekleştirmek içinde güçlü ve çabuk olmalısınız. Benim için artık sıradan bir durum. Günde iki kez metrobüse binen birisi olduğumdan, performans ve oyun bilgim yeterli düzeyde. Metrobüse binip Karşıya Altunîzâde’ye geçiyorum.
Altunîzâde’ de inip otobüs durağına gidiyorum. Durağa gelip otobüs beklemeye başlıyorum. Baya bekledikten sonra, 11A hattındaki körüklü otobüsü geliyor. Çok karabalık ama bu otobüs Şile Otobanından gittiği için hem hızlı, hem de kestirme oluyor. Gelecek diğer otobüslerde üç aşağı, beş yukarı bu otobüs gibi karabalık olacak. Ön kapıdan biniyorum. Bedenimin yarısı içerde yarısı dışarda kalıyor. Otobüs hareketlenince bir hışımla kendimi içeri çekiyorum. Bir, iki durak gittikten sonra, inenlerin bıraktığı boşlukla ve yeni binen diğer yolcularında ittirmesiyle otobüsün içinde biraz da olsa ilerliyorum. Otobüsün içi yanıyor! Yolcular söylenmeye başlamıştı “şoför bey klimayı açsanıza”. Tepkiler gittikçe yükseliyordu “kardeşim şu klimayı açsana piştik!”. Bu arada benimde her yerimden ter akıyordu. Ciğerden terliyordum. Herkes terden adama dönmüştü. İşin kötü yanı bu  otobüsün camları da açılmıyordu. Camları açmayı deneyen birkaç kişinin girişimi de başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bende “bu camları böyle açamazsınız, mandalı çevirmelisiniz, pense lazım”,  çok biliyorum ya! Yüksek sesle  “arkadaşlar penesi olan var mı?”dedim,  ama ne bir sıhhi tesisatçı nede bir motor ustası vardı otobüste veya vardı ama takım çantası yanında değildi. Camlardan umudu kesmiştik . Şoföre tepkiler çığ gibi artıyordu, “klimayı aç klimayı, senin açtığın havalandırma kardeşim klimayı aç, sen klimanın ne olduğunu biliyor musun şoför, hepiniz aynısınız sanki babanızın malı açsana klimayı”. Şoförden beklenen tepki gecikmeden geldi “adam gibi konuşun, terbiyeli olun, açtım klimayı 200 kişiye yetmiyor işte” şoför bunları söylerken yanımdaki siyah gömlekli adam bir anda patlıyor.
Siyah gömlekli — Sen klimayı açmadın klimayı açsan böylemi olur.
Şoför— Adam gibi konuş, terbiyesiz!
Siyah gömlekli — Siktir lan, şerefsiz, geri zekâlı! adam gibi böyle konuşulur işte.
Biri araya girip “ gazı bitmiş olabilir.”
Siyah gömlekli — kardeşim o zaman yola çıkmadan kontrol ettirsinler gazını.
Şoför— Kardeşim  klima açık, yetmiyor bu kadar kişiye.
Elimi siyah gömleklinin omzuna koyup sakin olmasını söylüyorum. ”Abi bunlar hep böyle, bu işi beceremiyorlarsa yapmasınlar”. Şoföre seslenmeye başlıyorum, “kaptan tartışarak, küfürleşerek bir yere varamayız, sen bu arabayı hepimizden iyi biliyor ve tanıyorsun, halimiz ortada, nefes alamıyoruz, kıçımıza kadar terledik, pencerelerde açılmıyor, klimanın kendine hayrı yok,  kapılarımı açacaksın, tavan havalandırmalarını mı açacaksın bir şeyler yap artık!”
 Şoför— Kapıları açamam yasak ama klimayı kapatıp, tavanda ki havalandırmaları açabilirim.
  Ben — Tamam kaptan tavandaki havalandırmaları aç.
Kaptan bunu yaptığı an trafik kilitlendi ve benim beklediğim rüzgâr sirkülasyonu olmadı. Yolcular  “bu daha da kötü oldu kaptan,  kapat havalandırmaları!” 
Şoför— Tamam benim için sorun yok kapatıyorum, klimayı açıyorum.
Ben— Kapat kaptan kapat! Klima çok çalışıyor ya. Havalandırmalar açık kalsaydı trafik akınca rüzgâr sirkülasyonu olurdu, içeriye biraz hava girerdi en azından.
Bütün yolcular yavaş yavaş su kaynatmaya başlamıştı. En arkada iki yolcu arasında bir ağız dalaşı patlıyor. Ben otobüsün önünde olduğumdan olayı tam göremiyorum ama sesleri rahatlıkla duyuyorum. Bir yolcu diğerine diyor ki  “üstüme çık, üstüme çık, bütün ayılarda beni buluyor arkadaş”. Diğer yolcu, “küfürlü konuşmasana sikik(!)” .  Bu dalaşma uzadıkça uzuyor küfürler havada perende atıyor. Birkaç akil adamın araya girmesiyle kavga edenler sakinleştiriliyor ve olay yatıştırılıyor.
Diğer tarafımdaki beyaz tişörtlü kilolu vatandaş ise gidip şoförü döveceğini söylüyor, ”bunlar anca dayaktan anlar kardeşim”,  bir yandan da onu sakinleştiriyoruz. Bir kadında durmadan kendi kendine konuşuyor ve eleştirilerini sıralarken bunu kime söylediği veya kimi eleştirdiği bile anlaşılmıyordu. Bir diğer yolcu “Devlette şerefsiz otobüslere emniyet şeridini kullandırmıyor, aç emniyet şeridini otobüslere,  trafikte beklemeyelim bari.” 
Bayan yolcu — Şoför bey sizi Beyaz Masaya şikâyet edeceğim!
Şoför— Et ablacığım nereye edersen et!
Birden bayan yolcunun yanındaki kuru, kavruk herif devreye giriyor. Otobüste ilk defa söz alıyor. “Değmez bunlara bacım, baksana hepsi halinden memnun”. Kendisi hiçbir şey söylememiş, asıl halinden memnun olan o ama bizi harcıyor,  ulan bize saygın yoksa gösterdiğimiz mücadeleye saygın olsun hıyar!
Yol açılıyor, yavaş yavaş giderken aniden otobüs duruyor. Şoför bağırmaya başlıyor! “Arkadaşım vanayı açtınız, vanayı açarsanız otobüs otomatikman durur”. Arka kısımdaki yolcular, vanayı çevirip arka kapıyı açmışlardı ve otobüs otomatikman durmuştu. Kapıyı açanlara sonuna kadar hak veriliyor. Araya giren birkaç akil “trafik açıldı arkadaşlar kapatın da şu kapıyı yolumuza devam edelim"diyor. Yolu trafiğe de kapatmıştık, korna sesleri birbirine girmişti. Nihayet kapı kapanıyor ve yola devam ediyoruz.  Yoldan lüks araçlarıyla geçip kafasını bize dönüp uzun uzun bakanlar acaba ne düşünüyordu? Bize bakıp ibret mi alıyorlardı, baktıkça imana gelip şükür mü çekiyorlardı, bazıları toplumsal algılarıyla, “adam böylemi taşınır arkadaş, balık istifi, yazık lan vatandaşa”mı diyorlardı, içlerinden bazıları böyle rahat gittikleri için suçluluk duygusuna mı kapılıyordu, bazıları da baktıkça zenginliğin tadını çıkarıyordu, pis fakirler mi diyordu? İşte bizim durağa geliyorduk, kara gözükmüştü artık. Terlerimizin birbirimizin üstüne aktığı, kokularımızın birbirine karıştığı yolculuğun sonuna geliyorduk. Durağa gelince kuruya sert bir bakış atıp iniyorum. Halı sahada bile böyle terlemiyorduk, güzel ter atmıştım aslında.
Acaba o kadın, şoförü Beyaz Masaya şikâyet etmiş miydi?  Beyaz Masadaki ilgili, olayı yetkililere iletmişmiydi yada çokta fifi demiş miydi? Yoksa kurunun dediği gibi bizim gibiler için değmez miydi? Şoför, klimayı ve klimanın gazını götürüp kontrol ettirdi mi yoksa arabayı başka şoföre mi kaktırdı? Ulan her şeyi geçtim de camları niye kilitliyorsunuz? 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder